top of page

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Mütalaa Talebi Üzerine Bilimsel Görüş

  • Yazarın fotoğrafı: Tolga Şirin
    Tolga Şirin
  • 10 Eyl 2024
  • 2 dakikada okunur


İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında açılan ve kamuoyunda "Ahmak Davası" olarak bilinen davaya, resmî yoldan gelen talep üzerine Prof. Dr. Adem Sözüer ile birlikte bilimsel mütalaa sunduk.


Mütalaa metni aşağıdaki linkten okunabilmektedir.



Basından gelen sorulara binaen ve kamuoyundaki yanlış anlamalara karşı daha baştan kaydedelim ki:


Bu vakadaki mütalaamız "genel hakaret suçu"nun değil, hakaret suçunun nitelikli hâlinin (TCK md. 125/3-a ve f. 5) Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla ilgilidir.


İnsan Hakları Mahkemesinin Vedat Şorli/Türkiye kararında (§ 43) söylendiği üzere "hakaret konusunda özel bir hükümle artırılan koruma, ilke olarak, İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ruhuna uygun değildir."


Keza AYM'nin Cengiz Şimşek kararında (§ 36) söylendiği üzere “... kamu görevlilerinin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bu kişilere yönelik eleştiri sınırlarının çok daha geniş olduğu mevcut olayın çözümlenmesinde dikkate alınmalıdır.”


Bu içtihatlardan hareketle ilkesel yaklaşımımız şudur: Eleştiriye daha çok katlanması gereken kişilere dönük ifadeler için daha ağır ceza ve özel koruma getirilmesinde bir sorun vardır.


***


Bunlardan başka (özetle) şu nedenlerle de konu AYM'ye iletilmelidir:


- İnsanların şeref ve haysiyetleri arasında bir hiyerarşi yoktur. "Kamu düzenini koruma" görüntüsü altında istismara açık ve aşırı geniş (overbreadth) hükümlere yer verilmemelidir.


- Bir kişinin sadece bir "söz"ünden ötürü üç yıla yakın hapis cezasına çarptırılabilir olmasını sağlayan bir normda ontolojik bir sorun vardır.


- Kamu görevlisine hakaret suçunun mevcut olmadığı çok sayıda ülke (İngiltere, İspanya, Hırvatistan, Yunanistan vb.) ile benzer ceza hükümlerini iptal eden anayasa yargısı kararı örnekleri (Macaristan, Bolivya, Kenya, vb.) aktardığımız mantığa dayanmaktadır ve karşılaştırmalı veriler, somut olaydaki anayasaya aykırılık iddiasının "ciddi"liğine karinedir.


- BM ve Avrupa Konseyi özel raportörleri ile Venedik Komisyonu ve AK İnsan Hakları Komiseri'nin konuyla ilgili tavsiye görüşleri ve kararları da Anayasa'ya aykırılık iddiasının ciddiliğine dayanaktır.


- Kamu görevlilerinin daha rahat eleştirilebiliyor olması hakaret suçunun, oto-sansüre ve caydırıcı etki yaratmayacak biçimde tasarlanmasına bağlıdır. Böylesi bir durum yurttaşların vergileriyle hareket eden kamu görevlilerinin daha güçlü bir "yurttaş denetimi"ne tabi olmasına ve yolsuzluğa karşı mücadeleye güç verir.


- Kamu düzeninin sağlanması ve kişilerin itibarının korunması için başvurulabilecek araçlar, cezai nitelikteki yaptırımlarla sınırlı değildir. Medeni hukuktaki tazminat veya tekzip, idare hukukundaki disiplin vb. yaptırımlar ile diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri bu sorunu çözmeye matuftur. Dünyadaki örnekler bunu doğrulamaktadır. Hakaretin basit biçimi dahi mevcut duruma nazaran daha makul ve hakkaniyetlidir.


- Aynı sözün bir vatandaş grubuna edilmesi ile sözün muhataplarının kamu görevlisi olması arasındaki cezai açı o kadar büyüktür ki bu eşitlik ilkesini de zedelemeye matuftur.


- AYM'nin HAGB, TCK md. 220/6, 5651 sayılı Kanun konusundaki kararları göstermektedir ki bir normun yaygın şekilde hatalı uygulaması normun (olgudan hareketle) iptalini gerektirebilmektedir. AYM'nin bireysel başvuru kararı örnekleri benzer durumun olduğunu göstermektedir.


SONUÇ İTİBARIYLA: Davaya bakan mahkemeler, Anayasa'ya aykırılık iddiasının "ciddi" olduğunu saptadıklarında (konuyla ilgili kendi görüşleri ne olursa olsun) dosyayı Anayasa Mahkemesine göndermekle yükümlüdür.


Mezkûr davada TCK md. 125/3-a ve 5 hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiası ciddidir ve konu AYM önüne taşınmalıdır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page